Anasayfa

Kimler Sitede

Şuanda 1 konuk çevrimiçi

Giriş Formu



Akdeniz havzası içerisinde yer alıp da Türkiye kadar yüksek ve özgün kültürlere ev sahipliği yapmış çok az ülke vardır. Yunanistan’da sadece Miken ve Hellen, İtalya’da Etrüsk ve Roma, Mısır’da sadece Eski Mısır, Mezopotamya’da ise Sümer, Babil ve Asur uygarlıkları varken, Anadolu’da aynı zaman dilimi içersinde bu kültürlerin sayısı düzinelerle bile ölçülemez. Anadolu toprakları, “Hititler” gibi ülkenin bir çok alanlarına yayılmış evrensel, ama sadece Anadolu’ya özgü bir kültürün nesnel ve yazılı kalıntılarını barındırdığı için diğer ülkelerden çok ayrılır.

M.Ö. 2. binin başlarında Anadolu’ya gelen, yaklaşık M. Ö. 1650’lerde bir devlet kuran ve M.Ö. 1200’lerdeki yıkılışına kadar olan süreçte Yakın Doğu’nun büyük güçleri arasında yer alan ve Mısır ve Asur ile de çağdaş bir uygarlık yaratan kavime “Hititler” adı verilir. Bu yeni devletin çekirdeğinin, başkentinin ve diğer birçok buluntu yerinin Çorum ili içerisinde yer alması bölgemiz için büyük bir talihtir. Kendine has buluntu veren bu merkezlerin başında Hattuşa (Boğazkale), Şapinuva (Ortaköy), Alacahöyük, Eskiyapar, Hüseyin Dede ve Yörüklü sayılabilir. Daha bir çok ören yeri de ya kazılmayı ya da keşfedilmeyi bekler. Yine aynı şekilde Hitit çivi yazılı tabletlerinin büyük çoğunluğu Hattuşa (Boğazkale) ve Şapinuva’da (Ortaköy) yapılan kazılar sonucunda ele geçmiştir ve bu tabletler Çorum ve Boğazkale müzelerinin kolleksiyonlarında yer alır.

Bu kadar cömert bir tarihi mirasın üzerinde duran Çorum’un Hitit araştırmalarına yabancı kalması düşünülemez. Çorum Valiliği, müzeler ve bölgede kazı yapan heyetlerin faaliyetleri elbette önem taşır; ama burada kast edilen, evrensel akademik bazda Hititoloji araştırmalarına aktif bir şekilde katılmak ve ortaya ciddi eserler koymak çabasına girişmektir.

Hitit araştırmalarının başlayıp gelişmesi ve Hititolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkışı Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış dönemine rastladığından dolayı bu konular tamamıyla Türklerin iradesi dışında gelişmiştir. Türkler, Birinci Dünya Savaşı ve ardından da Kurtuluş Savaşı ile bağımsızlık mücadelesi verirlerken, Batılı bilim adamları Hititçenin okunması ve çözülmesiyle uğraşıyorlar ve müzelerini de Anadolu kökenli eserler ile zenginleştiriyorlardı. Alman bilim adamlarının sonradan Hitit başkenti Hattuşa olduğu anlaşılan Boğazköy’de yaptıkları kazılarda bulunan çok sayıda ve dildeki kil tabletler, o sıralarda Avusturya ordusunda bir asker olan Çek bilim adamı Bedrich Hrozny’nin sınırlı izinlerini Berlin ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinde Hititçe tabletler üzerinde çalışarak geçirmesi sonucu çözülünce, Hititler ve onlarla çağdaş Anadolu kavimleriyle ilgili hemen her alanda çok ayrıntılı bilgiler elde etmek mümkün oldu. Türkiye ise maalesef 1930’lu yılların ortalarına kadar Hitit araştırmalarına tamamen seyirci kaldı. Yeni kurulan İstanbul ve Ankara üniversitelerinde diğer Eskiçağ Bilimleri yanında Hititoloji bölümleri de açılmış, ama yurtdışından yabancı bilim adamlarının destekleri

alınsa da maalesef bu bilim dalı bir türlü kök salamamıştır. Adı geçen her iki üniversitedeki meslekdaşlarımız yayın yokluğu ve maddî sıkıntılar gibi olumsuz etkenlere rağmen canlarını dişlerine takarak Batılı meslekdaşlarıyla yarışmaktadırlar. Yurtdışında birçok öğretim kurumunda Hitit dili ve kültürü programı farklı gerekçeler ile okutulurken ülkemizde maalesef var olan programlar çok sınırlıdır.

Hititçe yazıya geçirilmiş ve günümüze kadar ulaşmış en eski Hint-Avrupa dili olduğu için, Hint-Avrupa ve genel dilbilim araştırmalarında özel bir konuma sahiptir. Ancak dilbilimsel anlamda Hititoloji ile bağlantılı çok farklı konuların Türkiye üniversitelerinde yapılamamasından ötürü, ne yazık ki konunun önemi yeterince kavranamamıştır. Bütün bunlara ek olarak diğer eskiçağ bilimlerinde olduğu gibi Hititoloji’de de arkeoloji biliminin belirgin bir baskınlığı söz konusudur. Türkiye genelinde durum böylesine olumsuz bir tablo çizerken, Hititlerin Çorum’daki konumunun nasıl olduğu kendiliğinden anlaşılabilir. Açıkça itiraf etmek gerekir ki bazı fedakâr kişiler dışında Hitit uygarlığına ve yarattığı kültür ve sanata ülke ekonomisine önemli bir girdi sağlayan ve “altın yumurtlayan tavuk” olarak görülen turizmin bir destekçisi olarak bakılmaktadır.

Bilim ve kültür politikası, hatta dış politika açısından büyük sıkıntı yaratan bu durumun değiştirilmesi gerektiğine hiç kimsenin itirazı olamazdı. Nitekim Çorum’da yeni kurulan ve adını Hitit Uygarlığından alan “Hitit Üniversitesi”, Hitit Uygarlığının evrensel düzeyde temsil edilmesi gerektiği düşüncesinde hareketle 13. 10. 2010 tarihli Yükseköğretim Yürütme Kurulu’nun kararıyla “Hitit Uygarlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi”ni kurmuştur . Merkezin başına ise Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Hititolog Prof. Dr. Ahmet ÜNAL müdür olarak atanmıştır. Bu isabetli bir eylemdir, çünkü Ahmet Ünal Türkiye, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri üniversitelerinde, Eski Anadolu Uygarlıkları ve bilhassa Hitit uygarlığı, dili, arkeolojisi ve sanatı konularında yıllarca çalışmış bir bilim adamıdır ve kendisine gerekli olanaklar ve maddî kaynaklar sağlandığı takdirde böyle bir merkezi dünya standartlarına uygun olarak kurmak kapasite ve azmine sahip bir kişidir. Yönetim kurulu üyeleri olarak ise yine üniversitemiz bünyesinden Prof. Dr. Yaşar ERSOY, Yrd. Doç. Dr. Esra KESKİN, Öğr. Gör. Özlem SİR GAVAZ ve Arş. Gör. Hamza EKMEN atanmışlardır. Ayrıca çok sayıda yurtiçi ve yurtdışından bilimsel konularda danışmanlık yapmak için seçkin bilim insanlarını içeren „Bilim Kurulu“ da oluşturulmaktadır. Merkezi kısa zamanda işleve sokmak yanında Üniversite Rektörlüğümüzün, Hitit araştırmalarının çok önemli bir yönünü oluşturması beklenen Hititoloji bölümü açılması teşebbüsleri de vardır. Mutlaka kurulması gereken Hititoloji Bölümü, Merkezimizin sağ kolunu oluşturacak ve Türkiye ve Çorum’daki Hitit araştırmalarına en büyük katkılardan birisini sağlayacaktır.

Hitit Uygarlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, Hitit uygarlığını tüm maddi kültür verileri ile en yüksek düzeyde temsil edebilme amacına uygun olarak uzun ve kısa vadeli hedeflerini belirlemiş ve çalışmalarına başlamıştır. Merkezimiz tarafından bu hedefe dönük olarak:

a Hititlerin uygarlık tarihindeki yerini, tarihini, dilini, sanatını ve arkeolojisini araştırmak ve bu alanda danışmanlık hizmeti vermek,

a Araştırmacıların Hititler ve kültürü konusunda aradıkları her türlü bilgiye ve yayına rahatlıkla ulaşabilemeleri için zengin bir kütüphane ve arşiv oluşturmak,

a Arkeolojik yüzey araştırmaları ve kazılara bilimsel katkı sağlamak, gerekli durumlarda restorasyon ve rekonstrüksiyon çalışmalarını desteklemek,

a Anadolu arkeolojisi üzerinde yoğunlaşan yabancı arkeoloji enstitüleri ve Hititlere yönelik araştırmalar yürüten ülkemizdeki üniversiteler ile işbirlikleri gerçekleştirmek,

a Hitit uygarlığı, Hitit dili ve Hitit arkeolojisi alanında nitelikli eleman ve uzman yetiştirilmesi ve istihdamı için çalışmalar yürütmek,

a Hitit Uygarlığı’na ait zengin tarihsel ve arkeolojik buluntuların korunması ve kollanmasını sağlamak ve bu konuda toplumsal bilincin oluşmasına katkıda bulunmak,

a Hitit Uygarlığı ve Hitit Uygarlığı’nı etkileyen komşu kültürler (Hatti, Sümer, Asur, Mısır, Luvi, Pala, Hurri vb.) ile ilgili disiplinlerarası araştırmalar ve projeler yürütmek,

a Yurt içi ve yurt dışı için araştırma bursları verebilmek,

a Ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlemek ve süreli dergiler ve monografiler yayınlamak,

a Anadolu Uygarlıkları konusunda, ülkenin ulusal kültür politikalarının oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlamak hedeflenmiştir.

Umudumuz odur ki, Hitit Üniversitesi’nin Hitit devletinin doğduğu topraklar üzerinde kurmuş olduğu Hitit Uygarlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi, Hitit kültürü ve arkeolojisinin gelişmesinde ve layık olduğu konuma gelmesinde gerekli olan tüm çabaları gösterecek ve zaman içinde Hititler ve Hitit uygarlığı konusunda bir bir çekim gücü olacak ve danışmanlık merkezi konumuna gelecektir.

 

Son Haberler